Sunday, June 3, 2012

bira mayasi

Dunku bira mayasi ile ilgili yazima ekleme yapmak istiyorum. Lutfen allerjiniz yoksa tuketiniz.

Saturday, June 2, 2012

bira mayasi



Kan testi sonucunda ogrendim ki, tum gun uyuma istegimin, uykuyu sevmemin, saclarimin avuc avuc dokulmesinin (hos yerine hemen yenisi cikiyor), tirnaklarimin kirilmasinin, asabi olmamin nedeni (oysaki sigarayi biraktigim icin asabi oldugumu saniyordum); kanimdaki demir degerinin cok dusuk olmasiymis ve acilen demir hapi hatta demir ignesine baslamam gerekiyormus. Tabi ben hicbir ilaci sevmedigim gibi demir haplarinin o igrenc kokusundan ve agzinizi simsiyah yapmasindan da haz etmem. Bu sebeple de suratimi eksitince, doktor da tipki bir cocuga anlatir gibi yeni cikan demir surubunu "bak bu cok guzel, karamelli, hadi ic birazcik" demesiyle, siseyi agzima dikmem ve diker dikmez yine suratimi eksitmem bir oldu. Velhasil tedaviyi reddettim. Ancak son donemlerde populer olan halbuki benimse hep oncelik verdigim dogal yontemlerden birisi aklima geldi. Bira mayasi!. Evet evet dogru duydunuz. Hatta diger adi "bira hulasasi". Arkadaslarimin "kizim sen sana cok uygun bir yerde, tam sana gore bir iste calisiyorsun" demelerini bir kez daha hakli cikartacak olan bu yeni sebeple direkt uretime giderek resimdeki bira mayasini pet siseme doldurttum. Simdi her gun bir kahve fincani tuketiyorum bu sevimli, surekli hareket halindeki tek hucreli mikroorganizmalardan. Tabi siseyi eve getirine kadar ustu bira oldu sonra birasini dokup kalan mayayi yine muhafaza ettim. Neden bira mayasi dersek sebepleri soyle. Bira mayasinin icinde butun vitaminler, aminoasitler, demir, cinko, magnezyum, pek cok cesit protein, folik asit gibi onemli mineraller var. Ozellikle folik asit hamile kadinlarin tuketmeleri gereken ve ceninin olusmasini, sinir hucrelerinin gelismesini saglayan onemli bir mineral. Diyabetliler icin faydali. Spor yapanlar, gelisme cagindakiler, hastalar, herkese cok faydali olan maya turlerinin kokenleri binlerce yil oncesine dayaniyor. Antik caglarda insanlar, yaralarina maya surerek, icindeki zengin vitamin ve minerallerle cabuk iyilesmesini saglarlarmis ve yaralari cok daha cabuk kapanirmis. Oysa ki ulkemizde mayanin faydasi cok bilinmemekte ve gereken degeri gormemekte. Hatta hatta sacma sapan diyet listeleriyle zayiflamaya calisan takintili kadinlar, ekmek gibi iyi besin degeri olan yiyecekleri hayatlarindan cikarmaktalar. Oysaki ekmek en kutsal, en lezzetli, maya acisindan da zengin bir yiyecek. Herseyi abarttigimiz gibi ekmegi de abartirsak kilo alinmasi cok normal. Sonrasinda kati diyet yapip bir gram kilo veremeyenler hem kendilerine zarar vermekte, hayatin zevklerinden kendilerini mahrum etmekte hem de etraflarina mutsuzluklarini yansitmaktadirlar bana gore. Oysa ki missss gibi kizarmis bir ekmegin kokusu gibi var midir hic? Bu arada biliminsanlari tum kokularin taklitlerini yapabilmisler ancak bir tanesi haric; o da kizarmis ekmek kokusu!

Konuyu dagitmadan bira mayasina donersek eger, daha pek cok faydasi var. Cilt guzelligi, sac guzelligi gibi guzellik icin de kullaniliyor. Hatta bu tek hucreli yaratiklar yakit pillerinin calistirilmasinda bile kullaniliyorlarmis. Aklima su soru geldi -bu kadar faydali birseyi amerikali biliminsanlari mutlaka savas icin gelistirerek gunun birinde kimyasal bomba ya da akilli bombalar yapmak icin de kullanabilirler. Nitekim internetten arastirdim ki bu tur calismalar varmis malesef. Dunyayi kotulestirmekte, cirkinlestirmekte, herseyin geniyle oynamakta bir numara olan super gucleri, savasi, politikayi, siyaseti, insan haklarini, somurulmeyi, isci haklarini, kadin haklarini, cocuk haklarini, hayvan haklarini, ozgurlukleri kisitlamaya devam eden gundemler aklima geldi. Ozellikle su siralarda ulkedeki ve dunyadaki gundemlerden oturu tv haberini acar acmaz kapattigim ve sinirimi bozdugum icin taaa mayalardan bu konulara gelmeyi basardigim icin konuyu tekrar kapatiyor ve bir fincan mayami yudumluyorum!




Nisan ayinda sogukta yaninda mayo yokken denize girilir mi? Girilir.. hem de can dostun yaninda, bu guzel manzara karsindaysa, girilir abicim!

Saturday, May 26, 2012

Wednesday, May 2, 2012

Tuesday, May 1, 2012

INSAN ISTEMEZSE TANRI OLMEZMIS...

Friedrich Nietzsche

Saturday, April 7, 2012

Sunday, March 18, 2012


sen iste gerisi sana kalmis,,, az kaldi..... istifaya,,, birakmaya,,, gitmeye,,, tirlatmaya,,, az kaldi!!! var mi benle gelmek isteyen... buyrun ... kabulumsunuz..

Saturday, March 17, 2012

Sunday, February 19, 2012


kendi ruhumuzla bulustugumuzda..

Meksika'da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızlı tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyorlar, sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar. Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor, hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik...Neden içimizde hep bir eksiklik duygusuyla yaşadıgımızı, neden mutlu olmayı beceremedigimizi, neden kendimiz olmayı başaramadığımızı ve "neden" ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar‘ın yaşlı torunu. Çünkü bu aptal hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz...Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız. Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremizde kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur.Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim... İşte bu yüzden içimizde sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz...Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor, işlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte! Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkca, o da bizden bütün zamanları çalıyor.Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var? Hayat yalnız biz izin verdigimiz gibi geçer. İyi ya da kötü, hızlı ya da yavaş... Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda...

"ALINTIDIR"

Sunday, February 12, 2012

chicago, 2008, bir arkadasla, bir hostelda, o da benim gibi kendini ariyordu..



yaptigim tercihlerin yukunu cekerken, bu resimler de cekildi... annem gibi.... geri donusu yok... genclik gitti. kiymet bilir misin??
sinirim bozuk, uyku uyumadim, yarin yapilacak cok is var, kiminle kalacagim ben??!' yine kendimle mi??? yine bildiklerimi mi okuyacagim ben? yoruldum yalnizliktan, artik senden de sıkıldım.. ya degis. ya git!!!!! birak beni kendimle!

izmir mask museum